Hayata Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayata Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1

EVDE PROBİYOTİKLİ YOĞURT YAPIMI

Başlığı gören mutlaka içinden geçirmiştir "hazır yoğurt varken neden evde yapalım?"
Aslında sizdeki bu düşünceyi biraz eskiye giderek irdelemek lazım. Kapıya atla eşekle sütçüler gelir, bakır-çelik taslarla ölçer hesaplar litrelerce süt satarlardı. O dönemlerde de hazır sütler vardı ancak anneanne ve babaanneler mahalleye gelen sütçülerden almayı tercih ederlerdi.
Hatta komşu sohbetlerinde sütçüler tavsiye edilir, içine su katmış mı katmamış mı bu bile irdelenirdi.
Zaman içerisinde ne eski sütçüler kaldı ne de yeni sağılmış çiğ süt alan kaldı. Günümüz ile geçmişi karşılaştırdığımızda bu konuya dair aslında çok şey değişti. O zamanlar alınan süt ile yoğurt, peynir, tereyağ, ve kaymak yapılırdı. Şimdi ise Her biri ayrı ayrı marketten alınıyor. Her biri katkı maddeleri ile yapılmış. Çoğunda süt bile kullanılmamış yerine süt tozu kullanılmış. Sağlık deseniz tartışılır.

Probiyotik Nedir?

Probiyotik, vücudu zararlı mikroorganizmalardan koruyan ve sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlayan, organizmamızla dost, canlı bakterilerdir. Günlük tempomuz değişince vücudumuzdaki probiyotiklerin de sayısı azalabilir, bu da sindirim sistemimizi olumsuz yönde etkileyebilir. Oysa azalan probiyotik miktarını dışarıdan alınan probiyotik besinlerle destekleyebiliriz.

Probiyotiğin Faydaları

  • Sindirim sistemini kolaylaştırır.
  • Bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır.
  • Bazı deri enfeksiyonlarının önlenmesine yardımcı olur.
  • Bazı kanser türlerinin önlenmesinde etkilidir.
  • Kemik erimesi, menopoz gibi bazı sıkıntıların azalmasına yardımcıdır.
Probiyotik Hangi Besinlerde Bulunur?

Probiyotik yiyecekler kendinden probiyotik içeren doğal olanlar ve daha sonra probiyotik ürün haline getirilmiş olanlar şeklinde ikiye ayrılır. Doğal olanlar kefir, kımız, tempeh gibi fermante süt ürünleri ve turşu, salamura gibi bazı yiyeceklerdir. Dışarıdan probiyotik mayaların eklenmesiyle oluşturulan gıdalar ise bebek mamaları, bazı meyve suları, süt ürünleri, yoğurt ürünleri, bazı katkılı yağlar, bazı dondurmalar gibidir. 

Ev Yapımı Yoğurt Doğal Probiyotik Deposudur

Probiyotikli besinleri de artık hazır olarak temin edebiliyoruz. Ancak evde yapmak tabiki her zaman daha sağlıklı olacaktır. Bunun içinde en pratik yol yoğurt yapmaktır. Ev yapımı yoğurt bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir. İlaç kullanımınız azalacak, antibiyotik gibi zararlı ilaçlardan paçayı kurtarmanıza yardımcı olacaktır. Peki evde kolayca nasıl probiyotikli yoğurt yapabiliriz?

Evde Yoğurt Hazırlanışı

Eğer mahallenize gelen bir sütçü varsa mutlaka görüşün konuşun içinize sinerse her hafta ondan çiğ süt alın. Eve getirip sütünüzü kaynatın. Kaynattınız mı o zaman bekleyin çünkü mahalle sütçüsü bulamayanlar aşağıdaki yolu izleyecekler. Kaynatma noktasından sorası işlemler aynı :)
Hazır süt alacaklar için;
Öncelikle süt tiplerini tanımak gerekiyor. Genellikle karton kutularda satılan UHT işlem görmüş sütler işimize yaramıyor. Bunun yerine şişelerde satılan günlük sütleri tercih edebiliriz. Markette tarihine bakın fiyat önemli değil hangisi ucuz ise onu tercih edebilirsiniz. Piyasada şişe süt üretimi yapan bir kaç marka var zaten. Ancak eğer bulabiliyorsanız şişe günlük süt olarak organik tercih etmenizi tavsiye ederim. Organik logosu üzerinde varsa gönül rahatlığı ile alabilirsiniz. Yoksa da dert etmeyin yapacak bir şey yok.
Organik yada değil günlük şişe sütünüzü aldınız (zaten en fazla 1 haftadır ömrü) Eve getirdiniz. Bu sütler UHT işlemi görmediler ancak ısıl işlem gördüler. Yani içerisinde zararlı bakteri yok. Yoğurt yapmak için öncelikle istediğimiz kadar sütü kaynatıyoruz. Kaynatma bittikten sonra varsa kapaklı güveç yoksa cam şişelere koyuyoruz. ve elimizi değdirdiğimizde yakmayacak kadar soğumasını bekliyoruz. İşte şimdi maya zamanı!
Peki ama maya nerede?
Eğer mahalle sütçünüzden aldıysanız size ev yapımı yoğurt mayası verecektir. (Yoğurt mayası yoğurdun kendisidir.) Eğer mahalle sütçünüz yoksa marketten organik yoğurt almalısınız. Hazır yoğurtlar bu noktada mayamız için uygun olmayabilir. Ama üzerinde organik logosu olan yoğurtlar gerçek mayaya en yakın olanıdır. Bu yoğurttan bir kaşık sütümüze koyuyoruz (1-1,5 litre için 1-2 yemek kaşığı yeterli oluyor.) Sütü koyduğumuz kabın dibine bırakıyoruz. (Karıştıranlar var biz karıştırmıyoruz)
Sonra kapağını kapatıp evin sıcak bir yerine kabımızı koyuyoruz ama alttan üstten battaniyelerle, hırkalar veya kazaklarla sarıyoruz. Bu işlemi eğer akşam yaptıysak (ortalama 6-8 saat sonra) sabah yoğurdumuzu alıp buz dolabına koyabiliriz. Soğuduktan sora istediğimiz zaman çıkartıp yiyebiliriz. Bu muhteşem ev yapımı yoğurt inanılmaz probiyotik içeriyor. Bol bol tüketmekte fayda var.
Afiyet Olsun:)







0

3. HAVALİMANI EKOLOJİK SİSTEMİ OLUMSUZ ETKİLEYECEK



Metropol şehir İstanbul'da yapılması planlanan 3. havalimanı projesi için Çevresel Etki Değerlendirme raporu çıktı.
Rapora göre ekolojik sistem havalimanı projesinden olumsuz etkilenecek.
Ekonomik ömrü 100 yıl olarak plananlanan havalimanı eğer yapılırsa;
  • Bölgedeki çevre kirliliği artacak,
  • Canlı yaşamı yok olacak,



  • 657 bin ağaç zaruri olarak kesilecek,
  • 1 milyon 855 bin 391 ağaç taşınacak,
  • Toprak kayması ve heyelan riski artacak



  • Havalimanı çevresinde araç trafiği artacak, kentleşme bu bölgeye doğru yönelecek,
  • Bitkisel olarak habitat ve biyomas kaybı yaşanacak,



  • Bölgedeki 70 adet göl ve gölet ve onları besleyen dereler hafriyat atıkları ile dolacak sucul yaşam ölecek,
  • Terkos barajı ve Alibey barajını besleyen dereler tehlike altında kalacak,



  • Halihazırdaki kuş populasyonunun uçakları olumsuz etkilememesi için kuşların yiyecek içecek kaynakları ortadan kaldırılacak,meyve veren ağaçlar yetiştirilmeyecek böylelikle kuşlar havalimanından uzaklaştırılacak,
  • Bölgedeki tarım sektörü yok olacak.

0

Hayata Umut Katan Bir Film: Taare Zameen Par



Uzun zamandan sonra bloga yazmak bir filme kısmetmiş.
Güzel olan şeyi insan paylaşmak istiyor.
Her şey kötüye giderken bir anda umut doluyor gözler...
Bazen durursunuz yaşamın sessizliğini dinlersiniz ve içinde bulunduğunuz durumu sorgularsınız ya?
Şahsen bende sıklıkla böyle oluyor.
Hep yanlış bir yerlerde olduğumu seziyorum.
Umutsuzluğun zirveye ulaştığı bir anda tesadüfi değişiklikler olabiliyor.
Ya da oluyor mu hakikaten?
Sordum ama gerçekten olur mu olmaz mı bilmiyorum benim başıma gelmedi.
Ama filmlerde oluyor.
Yaşama tekrar tutunmanızı sağlıyor bazı filmler.
The Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) bunlardan biriydi.
Kendimi kötü hissettiğimde izlemek istediğim bir yapıttı.
Ancak bir film ile karşılaştım ki öyle böyle değil.


Beni benden alan bu yapıt bir Bollywood prodüksiyonu yani Hint filmi.
Hint kültürüne karşı ön yargılarınız olduğunun farkındayım.
Ancak bu film silecek.
Çocukluğunuza dönmek isteyeceksiniz.
Yeniden doğmak isteyeceksiniz.
Filmin yönetmeni Aamir Khan.



Khan aynı zamanda 2 saat 40 dakikalık filmin tam ortasında gelen bir yıldız, müthiş bir aktör.
Filmin esas yıldızı ise filme ismini veren Darsheel Safary.
O nasıl bir hayal gücüdür o nasıl bir özgürlüktür.
Tutsaklığını yaşadığınız şeylerin farkına varacağınız bir film.
Ha bu arada filme ismini veren demiştim ya Türkçesi "Yerdeki Yıldızlar" Orjinal adı ise "Taare Zameen Par". (İMDB puanı 8.4/10)
Bu muhteşem filmi aşağıda izleyebilirsiniz.


Dipnot: Filmin sonundaki saç tiplerine dikkat :)
Film aşağıdaki linkte 720p HD olarak verilmiş.
VK Part1 ve VK Part2 seçenekleri ile sonuna kadar sorunsuz izleyebilirsiniz.
http://bicaps.com/taare-zameen-par-720p-turkce-altyazili-full-hd-izle/



0

Boşluklardan Daha Boş



vay anasını be :D sıkılmak da işe yarıyormuş aslında bazen böyle yazmana çizmene falan bişeylere sebep olabiliyormuş :D bunu da öğrenmiş oldum böylece. bu sıkılma mı artık ne haltsa o şey öyle bişey ki sanki sıçmayı çok isteyip de kabız olmak gibi, sen ıkındıkça dışarı çıkacağına daha da bir içine kaçıyormuş orada seni kemirip ısırıp parçalayıp tekmeliyormuş gibi. böyle ağlamak geliyor içinden, çığlık atmak böğürmek. sanki delirip çıldırmanın eşiğine gelmişin hatta ta kendisi olmuşun gibi. hem dışarı çıkmak istiyorsun hem istemiyorsun aklına bisürü şey geliyor hepsini hem yapmak istiyorsun hem istemiyorsun sonra en sonunda yapmaktan vaz geçip kusana kadar ağlıyorsun boğuluyorsun ne bilim işte. Biraz daha böyle bu işsizliğe devam edersem harbi harbi deliricem sanırım. gerçi işsizlik kadar işe girmek de koyabiliyor insana heleki bulduğun iş bombok biyerde bokumsu bir işse. sonuç itibari ile ben şiirimsi bişey yazdım sanada yazma arzusundayım onu :D gerçi çok muhteşem bişey olmadı gibi ama yeniden yazmaya başlamış olmam önemli olan heyt be heyo be :D

adımlarımın ardından takip ederken gölgemi,
kim daha hızlı kim daha güçlü.
bilmeceler beni çözemezken ben çözdüm bilmem kimi.
gölgemin ardında gezen aylaklardan beter siksinler siluetimi.
tecavüz etsinler ben yokken gölgeme,
ezilirken cüssem ayaklarının üstünde.
Ben varım sen varsın ben yokum.
elma dersen armut olurum, armut dersen yine yokum.
çizdiği yüzlerin ardında gizlenmeyi beceremeyen bir bokum.
çiğnendim kimbilir belki yine yokum.
dişlerinin arasında ezdiğin küfürlerden beter, uyudukça ufalan, baktıkça batan satırlardan bed bir bokum
kimbilir belki de ben bazen varım bazen yokum
0

Plaklar İşte Böyle Üretiliyordu

Günümüzde müzik tamamen dijital ortamlarda üretiliyor.
Ancak kulağımıza hitap bu dünyanın bir de gelişim evresi var elbet.
Eski plaklar nasıl üretiliyordu ? Müzik plaklara nasıl işleniyordu ? Bu soruların cevaplarını fotoğraflar veriyor.













0

Belediyeler Hayvanlara Kıyım Yapacak !

Yeni hayvan hakları yasası meclisten geçti. Adı hayvan hakları bakmayın haktan bahsedildiğine.
Bu yasa teklifi sokaktaki kediden köpeğe köpekten kuşa kadar bir çok türü yok etmek amaçlı.
Mesele şu; Yasaya göre Avrupa Devletiyiz ya hesapta, özel parklarda minik dostlarımızı yaşatmak için toplatacağız ve orada onlara bir yaşam ortamı hazırlayacağız. Sizce gerçekten öyle mi? Bu katil belediyeler bu hayvanları nasıl toplayacaklar? Bu hayvanlar cellatlarına koşa koşa gelmeyecek elbet. Bu toplama işlemi esnasında resmen cinayetler işlenecek. Öte yandan siz inanıyor musunuz bu hayvan parklarının süper tesisler olduğuna? Hastalıklı, rutubetli, pis, bakımsız yerlerde bu hayvanlar ölüme terk edilecek. Hatta bakılamayacak bilinçli olarak öldürülecek.
Belediyeler sözde barınaklarda dahi bu hayvanlara bakamazken, sokaktaki tüm evet TÜM! hayvanları toplayıp kilitli kapılar ardına yerleştirecekler.
İşte size buyrun buradan yakın "Hayvan Baharı" .
Bu Dünya KİMİN? Bu sorunun cevabını gerçekten merak ediyoruz.
İnsanlara mı ait bu Dünya? Hayvanlara mı? Bitkilere mi? Yoksa hepimize mi?
3-5 kendini bilmez hayvanlardan rahatsız oluyor diye bu dostlarımız sokaktan toplatılacak mı?
Peki ya farelere ne yapacaksınız? İstanbul'un gözde semti Bebek'i fareler basmadı mı?
Doğal dengeye yeterince müdahale eden insanoğlu sokaktaki hayvanları toplatarak ne yapmaya çalışıyor?
Kediler toplatıldığında bütün semtlerin Bebek gibi fare istilasına uğramayacağı ne malüm?
Aaaa ilaç değil mi tek çözüm?
Hayır tabiki, artık hayvanlar ilaçlara da bağışıklık kazanıyor. Hem kediyi toplatıp fareyi öldürmeye çalışmakta ne oluyor?
Hayvan doğasını yaşıyor.
Kusura bakmayın ama tüm dengeyi bozan insanoğlu.
Siz sokaktaki hayvanlarla birlikte yaşayamıyorsanız egoistsiniz, bencilsiniz!
Pet shoplarda hayvan satışlarına izin veren denetlemeyen devlet, sokaklarda hayvan artışına sebep oluyor.
Nasıl mı? siz gidiyorsunuz sevgilinize köpek alıyorsunuz. 3 ay sonra sevgiliniz bakamıyor birine veriyor o biriside o köpeği sokağa atıyor.
Sonra?
İşte size hayvan popülasyonu.
Hükümet 5199 sözde numaralı hayvanları koruma kanunu değiştirdi. Ve başımıza gelecekler özetle şunlar.
1) Belediye işçileri elde tırmık kürek sopa ve ağlar ile kedi ve köpekleri işkence ile yakalayıp kamyonlara atacak.
2) Bu hayvanlar öfkeyle birbirlerine ve kendilerine zarar verecek.
3)Kediler köpekler toplanırken aynı kamyonlara atılacak. (Ne feci!)
4)Toplanan hayvanlar anti hijyenik hastalıklı ortamlarda kısırlaştırılacak. Çoğu belediye direk zehir verip öldürecek.
5)Kısır hayvanlar zaten barınağa sığmıyor, bambaşka saçma sapan yerlerde hapsedilecek.

Tüm bunlar Avrupai yaşam tarzını yanlış anlayan sadist vekillerce yapılıyor.
İçinizdeki merhameti dinleyin eğer varsa dur demek için bu linke tıklayın ve yürüyüşe katılın!

http://www.haytap.org/index.php/201209194073/duyurular/30eylul-de-tum-turkiyeyi-meydanlara-davet-ediyoruz

0

İstanbul'da tecrübeyle sabit bir Yoga serüveni

Bir süredir bloga yazmıyorduk. Yaşam öyle ki insanı bazı hobilerinden dahi uzaklaştırabiliyor. Arada neler oluyor bitiyor bizlerde tanık oluyoruz ancak çoğu zaman aman boşver diyerek dikkate almıyoruz. Üzülerek söylüyorum yazmamız gereken bir çok şeyi bu boşvermişlikle zihnin labirent dehlizlerinde kaybettik.
Önümüze bakmalı ve Benekli hayatlara yenilerini eklemeli öyleyse...
Yoga hakkında bilgisi olan var mı aranızda?
Kulaktan dolma bilgilerle bir şeyler söylersiniz eminim.
Misal dersiniz ki meditasyonla bağlantılı.
Hareket ederek rahatlama yöntemi.
Parmakları halka yapıp bağdaş kurup nirvanaya ulaşma şekli.
Konu hakkında bir çok şey söyleyebilirsiniz ancak hangi biri gerçektir işte bunu Yoga kelimesinin içine girmeden bilemezsiniz.
Bizim Yoga ile ilk tanışmamız tamamen fiyaskoydu.
Osmanbey'de bir salonda kampanyalı program bulup hemen katıldık.
Salona girer girmez hayran olduk çünkü adeta lüks bir spor salonuydu.
İçeride duş soyunma kabinleri vb. hizmetler mevcuttu.
Neyse ders başladı, nefes egzersizleri yapıyoruz ama öyle böyle değil.
Gülmemek için kendimizi zor tutuyoruz.
Bir süre sonra garip hareketler yapmaya başladık ama "yapmak" kelimesi yanında zayıf kalır bildiğiniz eziyet çekiyoruz.
Hoca geliyor bir o bacağımızı bir bu bacağımızı yada kollarımızı çekiştirip duruyor.
Yoga bittiğinde kan ter içinde kalmıştık.
İnanın halter kaldırsak bu kadar yorulmazdık.
Bir daha gider miyiz? Asla! Hayır değil.
1 yıl kadar sonra Yoga bizi tekrar çağırmaya başladı.
Nette sürekli uygun fiyatlı salonlar arar olduk.
AAA o da ne bir tane bulduk. Hemde ücretsiz.
Çakraları açıyoruz. Bizimde amacımız çakraları açmaktı. (Çakra ap ayrı bir konu boşverin.)
Ama gittiğimiz yer Taksim'de izbe garip bir yerdi. Kapıyı bir adam açtı bizi sevgi ile içeri aldı.
İçeride Cem Yılmaz'ın gösterilerinde bahsettiği vinç ile taşınan kadının fotoğrafları var.
Neyse minderlere oturduk ve tütsüler mumlar eşliğinde adamı dinlemeye başladık.
Bu kadın her kimse (biliyoruz ama isim vermeyeceğiz) fotoğrafı üzerinden Aydınlatma dağıtıyor. Eeee Yoga nerde? Yoga işte bu. Böyle şey mi olur ya? Olur olur. Hareketsiz yoga bu.
Kadının bir fotoğrafını veriyorlar size ona gözünüz gibi bakıyorsunuz ve o fotoğraf size enerji gönderiyor. Öyleki bütün çakralar hemencecik açılıyor.
İçeride 18 DVD var. Bunları tek tek izliyor ve gelişim sağlıyorsunuz. Ama her biri birbirinden itici ve her birinde o kadın bir şeyler anlatmış.
Vel hasıl bu mekanda garip Hintçe şarkılar söylenip o kadına saygı duruşları sergileniyor.
Yoga adı altında Yogaya karşı yapılan büyük bir cinayet.
Bu tecrübenin ardından Yoga'ya bakış açımız resmen değişti.
Sonra ne mi oldu?
Yoga akademi ile tanıştık.
İşte Yoga budur dedik.
Akif Manaf kimdir bunu öğrendik.
Diğerlerinin Yoga adı altında gerçek Yoga uygulamalarını çarptıran kişiler olduğunu farkettik.
Yoganın asla zorlayarak değil, yumuşak ve doğru biçimlerdeki hareketlerle yapıldığını izledik.
Derslere girmeye başladık ve vazgeçemedik.
Haftada iki kez 1 saatlik uygulamalarda kendimizi bulduk.
Zihin, beden ve ruh üçgeninde kişisel gelişimimizin yenilendiğini ve güçlendiğini hissetmeye başladık.
Yoga hakikaten harika bir şeymiş bunu tecrübe ettik.
Yoga bir din değildir.
Yoga Hindistan'a ait bir şey değildir.
Yoga gerçek Yoga üstadından öğrenilir.
Yoga bir tarikat değildir.
Yoga bir spordur diyemeyiz ama kısmen öyledir.
Yoga bir arınma biçimi, bir gelişme biçimi, bir kontrol mekanizmasıdır.
Yazımızın bu satırlarından sonrası Yoga hakkında sizlere doğru bilgiler vermeyebilir çünkü bizlerde henüz öğrenciyiz.
İleri vadede eğitmen olabilmeyi hedefliyoruz ve Yoga Akademi'nin derslerine katılıyoruz.
Henüz Akif Manaf ile tanışma şansımız olmadı fakat yakın gelecekte bunu da gerçekleştireceğiz.
Eğer Yoga yapmayı düşünürseniz size en yakın Yoga Akademi salonlarından birini tercih ediniz.
Gözünüz arkada kalmasın çünkü doğru olan kesinlikle bu.
Şimdilik hoşçakalın...
0

Havai Fişekler Yaban Hayatını Rahatsız Ediyor

Bilindiği üzere Temmuz ayından itibaren İstanbul'da havai fişekler yasaklanıyor. Yasağın temel nedeni, insanların dinlenmeye çekildiği saatlerde gürültü kirliliğini önlemek. Bu kapsamda ancak izinli olarak saat 22.00'a kadar sessiz havai fişekler atılabilecek.

Haberin ardından bir çok kesim bu yasağa karşı çıktı.
Denildi ki siz bizim düğünümüze,sünnetimize,eğlencemize karışamazsınız.
Yasağı koyanların temel amacı toplumun rahatsız olmasını engellemek.
Haliyle bazı kesimlerde buna karşı çıkıyor.
O patlama sesi ile ortaya çıkan fişek motifleri insanları mutlu ediyor.

Ama kimse konunun diğer boyutunu düşünmedi. Yasağı koyanlar bile.
Havai fişeklerin sesleri ve ışıkları yaban hayatını rahatsız ediyor.
Özellikle kuşlar uyudukları sırada bu patlamanın sesi ile irkilip panik yapıyorlar. Kimisi nereye uçtuğunu bilmeden binalara,ağaçlara çarpıyor ve ölüyor, kimisi ise kriz geçirip uçamadan hayatını kaybediyor.

Kuşlar kadar, kedileri ve köpekleri de etkiliyor bu sesler.
Hayvanlar insanların mutlu olduğu bu gereksiz icattan aynı şekilde mutlu olmuyorlar.
Ve unutulmamalıdır ki bu dünya sadece biz insanlara ait değildir.
Her şeyin sahibi ve her şeye hakim olan insanoğlu değildir.
Emin olun insanlığın doğaya katkısı bir kuşun doğaya katkısından daha azdır.

Çünkü biz tüketen zarar veren yok eden bir zihniyetin parçalarıyız.
Onlar ise olmaları gerkeeni yaşıyorlar..
Kimsenin yaban hayatını rahatsız etmeye hakkı yoktur.
Bu yasakların sadece İstanbul değil, tüm Dünya'da uygulanması gerekmektedir.

Yaşasın Havai fişeksiz bir toplum!!!
Öte yandan eğlencelerde havaya sıkılan maganda kurşunları insanların yaşamını tehlikeye attığı gibi yine kuşların yaşamını da tehlikeye atmaktadır.
Gelişen toplumların eğlence biçimleri bu olmamalıdır.

Konu ile ilgili internette yüzlerce link bulabilirsiniz.
http://www.sentezhaber.com/havai-fisekler-kuslari-ureme-ve-goc-doneminde-vuruyor-h30974.html
http://www.demokrathaber.net/cevre/havai-fisekler-22-sorun-yaratiyor-h2774.html
0

Yaprak bitleri zararlı mı? faydalı mı? Onlardan kurtulmak mümkün mü?

Evde yada bahçenizde baktığınız bitkilerinize dikkatli bakarsanız bazılarının üzerinde yaprak bitlerini göreceksiniz.
Bu minik tatlı yaratıklar hemen her renkte olabiliyorlar.
Bazısı uçabiliyor bazısı ise sadece yürüyor.
Acaba zararlılar mı?
Yoksa bitkilere faydası mı var?
Bu sorunun cevabı zarar yönünde olacak üzgünüz.
Yaprak bitleri bitkinin öz suyunu içerek besleniyorlar.
Bitki susuz kalıyor ve soluyor.
Öte yandan bu bitcikeler içtikleri öz suyunu sindirip dışkılıyorlar
Dışkıları yapışkan ve tatlımsı bir madde.
Bu dışkıu bitkinin üzerine yapışıyor, toz toprak ve bilimum maddeyi bitkiye çekiyor.
Nefes alamayan çiçekleimiz de kuruyup gidiyor.
İşin ilginç yanı bu yaprak bitlerinin karıncalar tarafından korunuyor olması.
Çünkü karıncalar onların tatlı dışkılarına bayılıyor.
Sırf o dışkıya ulaşabilmek için yaprak bitlerini duyargaları ile uyarıp boşaltıp yapmasını sağlıyorlar.
Hatta onlara koruma olup zarar görmelerini engelliyorlar.


Çoğu zamanda bu bitcikleri bitkilerimizin üzerine taşıyan yine karıncalar.
Zirai bir takım ilaçlar mevcut.
Ancak bu ilaçlar bitkilere de zarar verebiliyor.
Bir diğer yöntem ise sarımsak.
Ne kadar işe yaradığı tartışılır.
Sarımsağı saksıya ekiyorsunuz o koku bazı bit türlerini rahatsız edebiliyor.
Gelelim asıl çözünme.
Şaşıracaksınız ama uğur böcekleri.
Bu bitleri inanılmaz seviyorlar.
Doğada yedikleri tek şey belkide yaprak bitleri.
Bu nedenle eğer imkanınız varsa bahçenize bir kaç uğur böceği bulun ve yaprak bitlerinden doğal yöntemler ile kurtulun.
0

monitörle hoşbeş

ne zamanın üstüne ışıkları kapadım müzik dinliyor sikik bilgisayarımı kucaklıyorum biramda olsun isterdim lakin klasik aile baskısı :)
biri gelir hayatına sen gibi biri baktığında seni gördüğün biri. bir kucak dolusu hayallerin olur onunla ilklerin, deliliklerin... birlikte bir sürü masallar yazarsınız gerçek olacak dersiniz. bir merdiven yapıp gökyüzüne tırmanmak gibidir onunla hayal kurmak. evden kaçacaksınızdır üniversiteyi kazanacaksınızdır birlikte bir sürü manita yapacak ev tutacaksınızdır sadece götiklerin girebileceği bir bar açacaksınızdır kara kaplı defteriniz vardır içinde şiirleriniz. klasik ergen masalları işte yo değil de aslında bilmiyorum ki nedir aslında
bu aslında öyle bir şeydir ki birlikteyken siz siz değilsinizdir gezegende gezegen değildir. her hafta gittiğiniz istiklal caddesi de istiklal caddesi değildir. asfaltta da yürümezsiniz siz. ne bilim elinde süpürge yerleri süpüren bir çöpçüyken kendini assolist zannedip dans etmek gibi
sonra bir gün gider o sana kendini assolist zannettiren biri. Sen sensindir artık istiklal caddesi de istiklal caddesi. gökyüzüne dayadığınız o merdiven de götüne girecek kazıkların birikimi
sonra birlikte kurduğunuz hayalleri sıra sıra gerçekleştirmeye başlarsın hepsi oluyordur üniversiteyi kazanmışsındır tasarımcı olma aşamasındasındır hayatının aşkıyla tanışmışsındır. lakin hep bir şey eksiktir o bir şey hep eksiktir hep yarımdır
aşık olursun hayallerini yaşarsın sevdiğin adamla iki yılı devirir üniversiteyi kazanırsın lakin bunların hepsini tek başına yaparsın. hepsini sadece kendinle paylaşırsın. elini telefona uzattığında arayıp saatlerce konuşup anlatacak kimse yoktur. o aradığında koşup gelen yatağında oturup olayların dibine köküne kadar konuşup defalarca üstünden geçtiğin kadın yoktur artık karşında.
o biri şimdi evleniyor oysaki ben nedimesi olacaktım onun o evlenirken. ikimizde beyaz giyinecektik. o bensiz evleniyor ben onsuz aşık oluyorum :) umarım oda beni arada düşünüp özlüyor arıyordur. çok bir şey istemiyorum arada özlesin yeter

2

Sahaflar ve Korsan Kitaplar

Haftasonu İstiklal Caddesi'nde bulunan Sahafları ziyaret ettik. Biliyorsunuz 2 katlı içerisinde bir çok dükkan var ve kitap/plak/eski fotoğraf vb. materyallerin satışı yapılıyor.


Biz buraya niye gidiyoruz?
Bulamadığımız kitapları bulmak için. Evet.
Başka?
Eski tozlu kitaplar arasında vakit geçirmeyi sevdiğimiz için. Evet.


Başka?
Kitaplara ikinci bir şans verebilmek için. Evet.


Başka?
Kitap okumayı sevdiğimiz için.
Başka?
kişiye göre çeşitli cevaplar türetilebilir.
Haftasonu biz sahafları ziyaret ettik etmesine de, hayal kırıklığı yaşadık.
Hiç farkettiniz mi o minik dükkanlarda satılan korsan kitapları?


Amaç ikinci,üçüncü..bilmem kaçıncı el kitapları bulabilmek değil mi?
Lezzetle okunan bir kitabı verip takas yolu ile başka bir kitap almak değil mi?
Neden peki korsan kitaplar satılıyor?
Üstelik korsan kitaplar orjinal kitaplar ile aynı fiyata satılıyor.
Komedinin böylesi.



Hem aradığımız kitapları bulamadık, hem de korsan kitapları alıp almamakta kararsız kaldık.
Tabi ki almadık.
Açık ve utanarak söyleyelim fiyatı uygun olsaydı belki alabilirdik,ancak fahiş fiyatlar ile korsan satıldığı için orjinal alırız diyerek paramızı çıkartmadık.
Aynı çarşıda bir de şöyle bir sorun var.
Sahaflar kendi ellerinde olan kitabı bilmiyorlar.
Bazısı teknolojiden faydalanıyor bilgisayarı ile sorgulatıyor.
Ancak çoğu şöyle bir düşünüp genellikle yok diyor.
E kuzum siz küçük esnafsınız.
nasıl kaznacaksınız?
Korsan kitap satarak mı?
Sizde kapital yaşamın bir parçası olmak zorunda mısınız?
Bizler size eski kitapların arasında yaşanmışlıklar bulabilmek için geliyoruz.




Sayfaların kenarında tükenmez kalemle yazılmış bir aşk sözcüğü bulabilmek adına geliyoruz.


Yazık....
Sahaflar artık eskisi gibi değil.
Kaybedilen harika şeylere yavaş yavaş onları da ekleyeceğiz bu gidişle...
(Bazı fotoğraflar için teşekkürler http://leylaaltacli.blogspot.com/2011/09/5-beyoglu-sahaf-festivali.html )
3

Minik Poşet Kolonyacıklar


Bu minik kolonyaları hatırlayanlarınız var mı? O zaman kesinlikle 80'lerde çocuktunuz.
20 yıllık geçmişi olan bu minik kolonyalar küçük poşetçikler içerisinde satılırdı.
Kimi zaman bakklarda, kimi zaman okul önünde bekleyen seyyar satıcılarda bunlardan bulmak mümkün olurdu.
Genelde para üstü olarak verilirdi :)
Rengarenklerdi.
Her rengi ayrı bir koku ve ayrı bir lezzete sahipti(!?)
Evet bunu tatmayan çocuk yoktur heralde.
Kolonya kimyası gereği aynı tadıyor.
Ama o koku ile birleşince çocuk milleti olarak sakız çiğner gibi o poşetçikleri ağzımızda patlatmaya bayılırdık.
Şuan yazarken bile kokusunu alır gibiyim.


Bazı erkek öğrenciler ceplerine doldurur, sevdiği kıza hediye ederdi.
Ortam hazırlamak için en uygun ve geri çevrilmez taktik buydu.
Hiç bir kız bu kolonya poşeylerini geri çeviremezdi :)
Erkekte kıza verdiği eşsiz hediye karşısında gururla göğsünü gererdi.
Her rengin ayrı bir kavgasıda olurdu.
Kimisi sarısını alır gözü kırmızıda kalır kimisi mavisini alır gözü yeşilinde kalırdı.
Kavgalar da benimki daha iyi kavgası olurdu tabiki.
O kolonyaları iki avuç arasında patlatmak, arkadaşın gözüne sıkmak veya bilimum yapılan şakalar döneminin eğlence sırlarından biriydi.
Şimdi o poşet kolonyalardan bulmak neredeyse imkansız.
Keşke olsaydı da tadına baksaydık, patlatıp mutlu olsaydık...
1

İstanbul Gurmebus'e Kavuştu

Daha önce nasıl düşünülmedi dedirten bir proje yakın zaman önce Şubat 2012 de hayata geçti.
Öyle ki Sonradan Gurmeler ekibi bir otobüs satın aldı.



Armada Otel ile iş birliği yapıldı ve 1957 model Mercedes yollara çıktı.
Öyle tatlı öyle mistik bir otobüs ki onunla İstanbul'u keşfetmek oldukça zevkli.
Ancak biz başkasının yalancısıyız çünkü henüz tura katılamadık :)
Turlar 30 TL ila 50 TL arasında ve her şey dahil. (Gezme,rehber,yeme-içme)
Twitter'de @GurmeBus ile takip edebiliyorsunuz. Etkinlik açıklandığı zaman başvuran 28 kişi katılabiliyor. Çünkü otobüs 28 kişilik:)


Talep oldukça yoğun bu nedenle elinizi çabuk tutmanız gerekiyor.
Otobüste rehberler de bulunuyor.
Kahvaltıyı deniz kenarında bir mekanda yapıp, ara şekerlemeyi manzaralı bir tepede, öğle yemeğini İstanbul'un tarihi bir semtinde ve akşam yemeğini de Boğaz'da yapabiliyorsunuz.


Mekanların hiç biri öylesine yerler değil. GurmeBus ekibi en iyiyi en lezzetliyi seçiyor.
Gurmebus aynı zamanda gezilen bölgenin tarihini de anlatıyor. 



Fotoğraflar çekiliyor, nesi meşhursa keşfediliyor.
Bizlerde başvuruda bulunduk Pazar gününe denk geldiği için gidemedik.
Mekanların durumuna göre havalara göre Cumartesi yada Pazar Günü düzenleniyor.





Sabırsızlıkla 57'den kalma o koltuklarda Gurme Turu yapacağımız günü bekliyoruz.
İstanbul'un gizli kalmış lezzetlerini keşfettikten sonra tekrar blogumuzda Gurmebus'e yer vereceğiz.
O zaman an be an günün nasıl geçtiğini de yazacağız :)





Bu arada merak edenlere: www.armadagurmebus.com
.........................................
Haberimizin ardından https://twitter.com/gurmebus adresinden Gurme Bus ekibi bizi Retweetledi.
Teşekkür Ediyoruz.
Anterior Inicio

Haftanın Sözü




Bir Kızılderili der ki; .
Yaşlılar konuşmaya başladığı zaman,
sessiz ol ve dinle!
- (Mohawk Kabilesi)) -